Esad’la da, Sisi’yle de el sıkışacaklar, peki bunun hesabını kim verecek?

Son günlerdeki gelişmelere baktığımızda dış politikada yeni ani dönüşlere tanık olacağımız anlaşılıyor.

Moskova’da Şam yönetimi ile yapılan üst düzey görüşme, Mısır’la başlatıldığı belirtilen ilişkiler bunun habercisi.

Erdoğan bu dönüşlerin ustası. Bu nedenle kendi partisinin ileri gelenleri, bürokratları, yazıcıları vb. zor durumlara düşüyor.

Mesele, sadece Erdoğan’ı izleyenlerin bu yalpalamalar, ani dönüşler, yön değiştirmeler karşısında düştükleri zor durumlar ya da yaşanan rezilliklerden ibaret değil.

Dışişleri Bakanlığı’nın devre dışı bırakılıp dış politika bütünüyle Saray yönetiminin eline geçtiğinden beri bu tür dönüşler, çark etmeler, yapbozlar ve bazı bilinen saplantılardan kaynaklanan vahim yanlışların neden olduğu ağır bir fatura da söz konusu.

Ve sorumsuzluktan, hesap vermeme halinden ve Parlamento denetiminin olmayışından kaynaklanan bu yalpalanmalar had safhada devam edegeliyor.

Bunun somut göstergesi, Türkiye’nin komşuları ve Ortadoğu ülkeleriyle olan ilişkileri…

Saymaya gerek yok, Katar dışında Ankara’nın ilişkilerinin normal olduğu bir ülke yok gibi.

Hamas örgütüne duyulan malum yakınlık nedeniyle Filistin Yönetimi ile bile ilişkilerin pek iyi olmadığı bilinen bir gerçek.

Bunların bir kısmında Türkiye’nin büyükelçisi bile bulunmuyor.

Suriye, İsrail, Mısır mesela…

Bu normal bir durum mu?

Ülkenin dış politikası kurumsal olmaktan çıkarılıp tek bir adamın eline kalırsa neticesi bu oluyor.

TEPKİLER, SAPLANTILAR; DOĞMALAR DIŞ POLİTİKA MI?

Esad’a kızılıyor, devrilmesi için ülkenin bütün olanakları ile mezhepçi bir anlayışla Suriye iç savaşına dalınıyor. Bu amaçla El Kaide’ci, cihatçı ne kadar örgüt varsa destekleniyor, bunların militanları maaşa bağlanıyor.

Sisi’ye darbeci diye kızılıyor Mısır gibi Ortadoğu’nun en önemli ülkesi ile ilişkiler Cumhurbaşkanı’nın emriyle bütünüyle kesiliyor.

İç türbinlere oynamak amacıyla el altından ticari ilişkiler arttırılırken İsrail hükümetleriyle kavgaya tutuşuluyor.

Sonra gelsin bu keyfi gidişat nedeniyle ülkenin uğradığı zararlar kabardıkça, ülke giderek hem bölgesinde hem de dünyada yalnızlaştıkça, dış ilişkiler içinden çıkılmaz bir hal almaya başlayınca ‘dön baba dönelim’ politikası.

Bunun en somut örneği malum, 2015’de bir Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra Putin’den özür dilenmesi ile başlayan ve en belirgin özelliği Putin’e, Rusya’nın politikalarına itirazsız biata dayalı politikaların devreye girdiği yeni süreç…

Putinizm denilen politikaların öncelikle Suriye’de, sonra da ABD, NATO ve Batı ile ilişkilerde Saray’ın dış politika hamlelerini yönlendirmesini ve Ankara’nın Moskova’nın kuyruğuna takılmasıyla sonuçlanan olayları birbiri peşi sıra izliyoruz.

Son örnek henüz haber bültenlerinde dönüyor.

Libya’da Hafter terörist ilan edilip, “Darbeciyle aynı masaya oturulmaz” denilmesinden birkaç gün sonra 8 Ocak’ta Erdoğan’ın Putin’le yaptığı görüşme sonrasında Rusya ile birlikte ateşkes ilan edilmesi çağrısı yapıldı.

Putin, “Olmaz Libya’ya asker gönderemezsiniz, bu durumu daha karmaşık hale getirir, biz ateşkes ilan edilmesini istiyoruz” dedi.

Saray bunu kabul etmek zorunda kaldı. Darbeci Hafter ile masaya oturmakta bir sakınca görmedi.

Bakmayın siz Libya’da da İdlib’dekine benzer bir ateşkes denetim mekanizmasının kurulacağı ve bu amaçla kısıtlı sayıda asker gönderilebileceğine ilişkin haberlere.

Netice olarak Ankara Suriye’de oynadığı role devam ediyor.

Rusya’nın uluslararası çıkarlarına, Suriye’de kalıcı bir aktör olarak ve Kuzey Afrika’da ise Avrupalılarla birlikte söz sahibi olabilmenin alt yapısını hazırlıyor.

Bu amaç için Suriye’de, İdlib’de olduğu gibi yine Türkiye’yi kullanıyor.

Libya’daki taraflar arasındaki dengeyi Ankara’yı kullanarak sağlamaya çalışıyor.

Bu amaçla Saray’ın, bu biata dayalı tepkisel dış politikasının uygulama memurları olan MİT Başkanı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Savunma Bakanı Hulusi Akar Moskova’ya gönderildi.

Rusya’nın çizdiği yol haritasının nasıl uygulanacağı ve Ankara’ya düşen roller konusunda görüşmeler yapmak üzere.

ŞAM YÖNETİMİ İLE MOSKOVA’DA RESMİ GÖRÜŞME

İlan edilen ateşkesin uygulanmasına ve Hafter’in, Türkiye’nin Trabulus yönetimine verdiği askeri desteğe ilişkin itirazları ve tartışmalar devam ederken Moskova’da önemli bir toplantının daha gerçekleştiği öğrenildi.

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA, pazartesi günü Moskova’da Türkiye-Rusya-Suriye’den üst düzey isimlerin yer aldığı üçlü bir toplantının yapıldığını duyurdu.

Toplantıda Türkiye’yi MİT Başkanı Hakan Fidan’ın, Suriye’yi ise Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Tümgeneral Ali Memlük’ün temsil ettiği bildiriliyordu.

Böylece Rusya’nın uzunca bir süredir Erdoğan’a telkin ettiği Şam yönetimiyle görüşme önerisi gündeme gelmiş oluyordu.

Haberde, Şam tarafının toplantıda Türkiye’nin Suriye topraklarını kesin olarak terk etmesi gerektiğini söylediği belirtiliyor. Türk tarafının buna karşılık ne dediğine ise değinilmiyor.

Ankara ise Şam yönetiminden yeni dönemde Kürtlere özerklik vb. herhangi bir oluşum hakkının ve mümkünse diğer hakların da verilmemesini istemiş olmalı.

Bu meseleler kuşkusuz daha çok tartışılacak ama belli olan bir şey varsa o da Ankara’nın mecbur kaldığı için Erdoğan’dan kaynaklanan Esad’la görüşmeme inadından vazgeçtiğinin ortaya çıkmasıdır.

ŞİMDİ SIRA SİSİ İLE İLİŞKİLERİ DÜZELTMEYE GELDİ

Moskova’dan gelen bu haber henüz tartışılırken bir başka haber de bu sefer Erdoğan’ın kişisel tepkileri nedeniyle Temmuz 2013’den beri kopuk olan Mısır’la ilişkilerin yeniden başlayabileceğine ilişkindi.

Erdoğan, İHVAN’ın (Müslüman Kardeşler) adayı olarak 2012’de Mısır Cumhurbaşkanlığına seçilen ama seçildikten yaklaşık bir buçuk yıl sonra bir darbe ile devrilen Mursi’ye yapılanı asla kabullenmemiş ve ağır hakaretlerle darbeci Sisi ile ilişkileri koparmıştı.

Son günlerde ise Saray’ın broşürlerinde bile Ankara’nın Libya’daki cihatçı yönetimle yaptığı ama uluslararası bir meşruiyeti ve desteği olmayan ‘Münhasır Ekonomik Bölge’ anlaşmasının Mısır olmadan bir anlam ifade etmeyeceğine ilişkin yorumlar yapılıyor.

Bu nedenle iktidar cephesinde Mısır’la ilişkilerin yeniden kurulması gerektiği sık sık dillendiriliyor.

Son olarak AKP’nin eski Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’tan Mısır ile kopan ilişkiler için „Mısır ile ilişki kuralım“ teklifi geldi.

Elitaş, Mısır ile Türkiye arasında arka kapı diplomasisinin devam ettiğini de belirtti.

AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay da bir süre önce Libya’yla olduğu gibi Mısır’la da masaya oturulması gerektiğini savunmuştu.

Öyle anlaşılıyor ki şartlar dayatınca yine sert bir dönüş yapılarak sadece Esad ile değil Sisi ile de el sıkışılacak.

Tamam, diyelim ki bunlar güzel şeyler. Türkiye çıkarları neyi gerektiriyorsa o dönüşleri yapsın.

Yapsın da bu kararlar yüzünden, söz gelimi Suriye’deki iç savaş boyunca ya da Mısır’la kesilen ilişkiler nedeniyle ülkenin uğradığı kayıplar ve çıkan faturalar ne olacak?

Bunların hesabı sorulmayacak mı?

Yazar Koray Düzgören

Koray Düzgören

Öneri yazı

Tükenişin faturasını Kürtlerden çıkartmak istediler yine olmadı!

Suriye’de Güvenli Bölge ya da Barış Koridoru, namı diğer Kürtlere etnik temizlik hesapları… Yine sökmedi. …