Anasayfa » Aktüel Yorum » Bizi delirtmeye çalışıyorlar

Bizi delirtmeye çalışıyorlar

Milliyet’in haberine göre iki gün önce Erdoğan ve Bahçeli, Saray’da buluşmuş. Ortak yorumları şu olmuş: „FETÖ-PKK sandıkta organize olmuş.“

31 Mart seçimlerinin gündeme geldiği toplantıda „Türkiye’de kaos ve kriz ortamı yaratılmak istendiğine ve buna fırsat vermeyecek yol haritası izleyeceklerine“ karar vermişler. Bu görüşmede Bahçeli, „Özellikle büyükşehirlerde belediye başkanları ile belediye meclislerinin farklı partilerin elinde olmasının yaratacağı dengesizliğe dikkati çekmiş“ ve „Hizmetlerde aksama olmaması için yerel yönetim seçiminin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne paralel olarak yeniden ele alınması gerektiğini vurgulamış.“

Yeni Şafak’ın yazarı Ömer Lekesiz de aynı minvalde şeyler yazmış:

„Kayyum yerine doğrudan belediye başkanı atanamaz mı?“

Saçmalıklarla dolu yazısında bir itirafta bulunmuş zaten Lekesiz, „Şahsen ben de demokrasiye inanan, ona itibar eden biri değilim“. Belediye başkanlarının atanmasını isteyen zat kayyım atanan yerlerde de seçimin kazananlara verilmemesini istiyor:

„…kayyumlar eliyle gerçekleştirilen altyapı çalışmalarının, halk ile kaynaşmanın, hemen her düzeyde halkın dertlerine derman olmaya çalışmanın doğurduğu memnuniyetten hareketle bu değerli kazanımın demokrasiye, seçime feda edilemeyeceğinin altını çizmek istiyorum.“

Yazısını ise şu cümlelerle bitiriyor:

„Yeter ki, bekamızı demokrasiye feda etmeyelim ve yanlışlıklar bataklığında çırpınıp durmayalım.“

Star yazarı Ahmet Kekeç’in yazısı da onunki kadar ipe sapa gelmez. İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nu „FETÖ’cü“ olmakla suçlayacak kadar ileri gidiyor Kekeç. „Yüzündeki ‚hoşgörü maskesi‘ bir Fethullah maskesidir. Bilin de, ona göre!“ diyor.

Van Tuşba’da seçimi kazanan HDP’li Yılmaz Berki, KHK’lı olduğu için mazbatasını alamıyor. Seçimlere yarış muamelesi yapan YSK, “ikinci partinin adayı” AKP’li Salih Akman’a mazbatayı verdiriyor. Salah Akman ise mazbatasını aldığı sırada “şeref”ten söz ediyor.

Mardin’de AKP İl Örgütü, Yüksek Seçim Kurulu’na sekiz sayfalık bir dilekçe veriyor. Türkiye siyasetinin en değerli isimlerinden biri olarak anılan Ahmet Türk’e “yaşlı ve hasta” diyerek mazbatasının verilmemesini istiyor. Gerekçeleri ise Türkiye hukuk sisteminin görüp göreceği en saçma gerekçeler. AKP il örgütüne göre Ahmet Türk, KHK’lı değil ama „eylemleri KHK’lılar kapsamında“.

Türk’ü yargılayıp kararını da YSK’ya bildirmiş AKP örgütü!

„Ahmet Türk’ün terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı şahıslardan olduğu aşikârdır.“

Bu kadar da değil. Türk’ün tutuklu olduğu sırada sağlık nedenleriyle tahliye edildiğini söylüyorlar ve „Durumunun elverişli olması halinde tekrar tutuklanarak cezaevine gönderileceği aşikârdır. İş bu halde kamu hizmeti kesintiye uğrayacaktır“ diye devam ediyorlar.

Büyükçekmece’de polis 5 buçuk yaşındaki çocuğu „seçimlerde oy kullandın mı“ diye sorguluyor. Evine tam üç kez polislerin geldiğini anlatıyor bir genç kadın. „Çocuklarım tedirgin oluyor, korkuyor“ diyor. Polislerin „hangi partiye oy verdiniz, kimi desteklediniz“ diye sorduğunu ve tutanak imzalattığını söylüyor.

31 Mart akşamı manipülasyon yaparak sosyal medyayı karıştıran ve o günden beri de İstanbul’da seçimlerin yenilenmesi için çabalayan Pelikancı yazar Hilal Kaplan’ın, daha önce „FETÖ’cü“ diye suçlayıp boykot çağrısı yaptığı bir tesettür firmasının danışmanı olduğu ortaya çıkıyor.

İspanyol çizgi kahramanını aşırıp “Pepee” diye “yerli ve milli” çizgi kahramanmış gibi sunan eşiyle birlikte TRT’den paraları götüren şarkıcı Kıraç, “Ben bir vatanseverim; İngilizce eğitim kalkmalı. İngilizce eğitim, Türk yaşam şeklini darmaduman ediyor“ diyor. Niye mi? Çocukları İngilizce dersinde zorlanıyormuş.

Seçim sürecinde tüm muhalifleri tehdit eden, hakaret eden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Saadet Partisi ve Temel Karamollaoğlu’na yönelik hakaretlerine itiraz eden iki kişi hakkında iddianame hazırlanıyor. „Kamu görevlisine hakaret“ iddiasıyla 3 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası isteniyor.

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yener Özen, eşcinselliğin „nesli yok etme projesi“ olduğunu söylüyor. „Bu tam bir gizli servis oyunudur ve ihanettir“ diyor. Hangi gizli servisin diye sormayın. O da bilmiyor ki „yabancı güçlerin istihbarat örgütleri” diyor.

“Osman Kavala’nın PKK ile ilişkisi” diye bir haber servis ediyorlar.

„Terör örgütünden kaçarak teslim olan PKK’lının ifadeleri ortaya koydu“ diyerek devam ediyorlar: „Terörist Z. İ. kampların ihtiyaçlarının Türkiye’deki bazı işadamları tarafından karşılandığını belirterek, ‘Bu iş adamlarından birisi de Osman Kavala’ydı. Kavala’ya ihtiyaçları bildiren evrak, kurye tarafından adresine elden götürülürdü. Kampın jeneratör ihtiyacı içinde kurye ile talepte bulunuldu ancak o tarihte tutuklu olduğu için teslimat yapamadı“.

Belge diye koydukları şey bir kağıt parçası. Üzerinde „Sayın Osman Kavala; Kamp için 1000 KWA Dizel otomatik kabineli jeneratör ihtiyacı bulunmaktadır. Sunacağınız destek için şimdiden teşekkürler“.

Tarih 13.11.1999.

Ayrıntılara takılmayın canım. Ha 2019 ha 1999.

Bakın onlar takılıyor mu? Zaten söz konusu kamp da BM tarafından Irak’ta kurulmuş mülteci kampı Mahmur.

Bütün bunlar bir günün kısa bir basın özeti.

Artık eminim ki bunlar hepimizi delirtmek istiyorlar.

Biz delirelim, onlar da demokrasinin son kırıntılarını da ortadan kaldırsınlar. Ucuzlukta, basitlikte, sahtekârlıkta, ikiyüzlülükte, ahlaksızlıkta, adaletsizlikte sınır tanımadan yollarına devam etsinler.

Aman ha sakın bu oyuna gelmeyin. Akıl sağlığınızı koruyun.

Kazanılmış seçimleri geri vermeyin. Kazanılmış mazbataların peşini bırakmayın.

Tam kanunsuzluk yapan YSK’yı ve AKP’yi deşifre etmeye devam edin.

Yazar Ayşe Yıldırım

Ayşe Yıldırım