Aktüel Yorum

Bahçeli/Erdoğan ilişkisi

Önce bakanlar sonra da bizzat Erdoğan’ın kendisi güçlü ekonomi ve hukuk alanında yapacakları reformlarla Türkiye’yi yeniden yabancı sermaye için cazip bir ülke haline getirmek istediklerini, bunun için büyük bir kampanya başlatacaklarını ifade ettiler.

Bülent Arınç açılım dönemini andıran konuşmalarını “doğrudan Erdoğan’dan icazet alarak mı yaptı, yoksa tamamen kendi inisiyatifini mi kullandı?” bunu bilmiyoruz. Fakat her durumda Erdoğan’dan sufle aldığı kesin!

Reklam

“Biden geldi mecburen yeniden Kürt açılımı yapacaklar, ekonomide bütün göstergeler kötü, demokrasiye dönmekten başka çareleri kalmadı, bunu da Arınç üzeriden yapıyorlar” yaklaşımı başlangıçta bir yere kadar önemseyebileceğimiz olguydu. Fakat gelinen noktada bu yaklaşımın bir karşılığı kalmamıştır.

Arınç’ın istifası ile Türkiye’de tek adam rejiminin bittiğine şahitlik etmiş olduk. Erdoğan artık tek adam değildir ve Erdoğan’ın tek adam rejimi kurma ideali sonsuza kadar bitmiştir. Bunun Türkiye’de sosyolojik ve politik bir karşılığının olmadığı açığa çıkmış oldu. Türkiye Rusya değil ve Erdoğan asla Putin olamayacak!

Reklam

Devlet Bahçeli Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini savunurken ve MHP’nin bir sonraki dönem Cumhurbaşkanı adayının Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıklarken bile aslında Türkiye’de bundan sonra kendisinin sözünün geçeceğini ilan etmiş oluyordu. Uzun vadede bundan sonra ne olur, Erdoğan/Bahçeli ilişkisi nasıl gelişir bunu tamamen bilmek mümkün değil. Fakat Erdoğan yeni ortakları; MHP ve Ergenekon’dan Cemaatten kurtulduğu kadar kolay kurtulamaz.

Bu iki sebepten mümkün değil; ilk olarak artık bütün muhattapları Erdoğan’ın çok kolay adam satabileceğini biliyor ve Erdoğan’la asla güvene dayalı ilişki kurmuyorlar. İkinci olarak MHP dolaylı olarak da Ergenekon’un çok uzun bir devlet yönetme tecrübesi ve kadroları var.

Başta ordu olmak üzere bütün stratejik noktalar yeniden Ergenekoncu kadrolar tarafından ele geçirilmiş durumda, dolayısıyla Erdoğan istese bile bu koşullada devlete hakim olamaz. Fakat bunların hepsinden daha önemlisi şu; Erdoğan ne yaparsa yapsın bir daha asla yüzde elli bandını zorlayamayacak. En iyimser tahminler bile Erdoğan’ın oylarını ancak yüzde 30’larda gösteriyor.

Daha öncesinde AKP’den uzaklaşan sağ seçmenin önemli bir kısmı MHP’ye yöneliyordu; bu durumda AKP oy kaybetse bile ‘Cumhur İttifakı’nın toplam oylarında bir azalma olmuyordu. Fakat artık durum değişti; özellikle DEVA Partisi ve Gelecek Parisi’nin kamuoyunda görünür hale gelmesi AKP’den kopan oylar için MHP dışında yeni iki seçenek daha ortaya çıkardı.

Erdoğan hem içerde hem de dışarıda kendisi ve ailesini güvenceye almadan iktidardan ayrılmamak için herkesle çalışmak zorunda. Bu kadar gelişmeden sonra Erdoğan artık uzun vadeli planlama da yapamaz. Kısa vadede Erdoğan iktidara mahkum bir siyasetçi ve bu koşullarda Devlet Bahçeli’nin desteği olmadan bir gün bile iktidarda kalamaz.

Bu ikilinin birbirlerinden haz etmediği kesin; ancak her ikisi de birbirine mahkum. Erdoğan olmadan Bahçeli asla iktidara gelemez, Bahçeli olmadan da Erdoğan iktidarını sürdüremez. Fakat burada zayıf tarafın Erdoğan olduğunu belirtmeliyiz. MHP ve Bahçeli iktidarı kaybetse de var olmaya devam eder.

Erdoğan iktidarını kaybederse herşeyini kaybeder; ortada ne partisi ne de kendisi ve ailesinin serveti kalır. Uzun bir yargılanma ve cezaevi süreci de cabası.

Erdoğan’ın yargılanma korkusu onu Devlet Bahçeli’ye mahkum etmiştir. Dolayısıyla Türkiye’de AKP/MHP koalisyonu bozulmadan hiç bir demokratik reform gerçekleştirilemez. Aksine bu ikili iktidarlarını sürdürebilmek için bundan sonra daha da saldırganlaşacaklardır. Daha dün bütün Türkiye’de 641 kişinin gözaltına alındığı siyasi soykırım operasyonları rejimin gerçek niyetini bir kez daha ortaya koymuştur.

Dolasıyla asıl şimdi her zamankinden daha dikkatli ve kararlı mücadeleye devam etmeliyiz, yolumuz uzun ama biz kazanacağız!

Yazarın bir önceki yazısı
Kapalı
Başa dön tuşu