Anasayfa » Veysi Sarısözen

Veysi Sarısözen

Veysi Sarısözen

Uçaklar çarpışmak üzere! Siniri sağlam olan kazanır

Yazıma öyle bir örnekle başlayacağım ki, okur 1944 yılında doğan Veysi Sarısözen’in, 2. Dünya Savaşı esnasında 20’lı yaşlarda olduğunu sanacak ve bir keresinde olduğu gibi, bu defa Quto, “Veysi abe sen 2.Dünya Savaşında hangi cephede savaştın, çok merak ediyem” diyecek. Olsun. Ben yine de yazayım: 2. Dünya Savaşında göklerde çetin savaşlar yaşandı. Bu savaşlar arasında “sinir savaşları” çok ünlüydü. Savaşın …

...

NATO’nun sandalyesinde Rus silahı ile oturulmaz!..

HDP öyle bir seçim taktiği uyguluyor ki, eğer bu taktiğin sonunda Saray rejimi bir kaç büyük şehri kaybederse, Türkiye içine girdiği “beka” tünelinde ışığı belki görebilir. Tünelden elbette bir yerel seçimle çıkamaz, ama ışığı görmek, o tünelde yürüme, ardından koşma imkanı yaratır. Bu ışığı görmeliyiz. Çünkü durum sanılandan kötü ve sonuçları bakımından çok, ama çok tehlikelidir. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti …

...

Bir yaşlı devrimcinin fantastik önerileri!..

Seçimlerde ne olur?            Seçmenin, medyanın, hatta partilerin merak ettiği bir sorudur bu. Ben ise seçimlerde ne olursa olsun, “seçimlerden sonra ne olur?” sorusunun cevabını merak ediyorum. Merak etmemin sebebi, kendi kafamdaki öngörüyle ilgili. Bir kaç olguyu sıralayalım: Seçimlerden sonra ekonomik kriz tahminlerin ötesinde derinleşecek. ABD ile Türkiye arasındaki ihtilaflar da kriz düzeyine yükselecek. Seçimde, Kürdistan’da …

...

Türkiye nasıl bir ülke? Bir liberalin yanıtı…

Yeni kuşaklar pek bilmezler. Bizim gençliğimiz “Türkiye nasıl bir ülke?” sorusuna yanıt aramakla geçti. Somut olarak tartışma “Türkiye yarı-feodal bir ülke mi, yoksa kapitalist bir ülke mi” tartışmasıydı. Elbette bu tartışma çoktan unutuldu. “Bu tartışma” unutulduğu gibi, tartışmaya konu olan “soru” da unutuldu. “Türkiye nasıl bir kapitalist ülke?” Bu soru eğer ciddi şekilde tartışılırsa, şu anda Türk-Kürt ittifakını baltalayan bütün “millici” …

...

Dikkat: İmralı’da cellatlar var – Bizim de önümüzde beş ay!

PKK Merkez Komitesi’nin son toplantısı, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için, her zaman olduğundan çok daha büyük bir vurguyla herkesi eyleme çağırdı… Bu büyük vurgu haklıdır. Çünkü bir süredir Öcalan’a özgürlük eylemleri giderek rutinleşmeye ve sembolikleşmeye başlamıştı. Üç yıldır uygulanan insanlık dışı ağır tecride karşı tepkiler beklenenin çok altında kalmıştı. PKK’nin uyarısı daha şimdiden etkisini gösterdi. Avrupa’nın birçok ülkesinde gösteriler daha kitlesel …

...

Türkün ‘devleti’ varsa Kürdün de ‘KCK’si mi var?

‘PKK ile Kürt sorunu birbirinden ayrılamaz”. Bu, Hasan Cemal’in “Barışa Emanet Olun” başlıklı kitabının ana tezidir. Bu tez Cengiz Çandar’ın da savunduğu bir tezdir. Mehmet Ali Birand’ın dünkü yazısından şu paragrafı okuyalım: “Ben de Hasan Cemal gibi, ilk başlarda Kürt sorunu ile PKK terörünü birbirinden ayırırdım. Resmi söylemin de bunda çok etkisi vardı tabii. Ancak artık böyle bir ayırım yapılamaz …

...

Belediyeyi kazanmak önemli savunmak ise daha önemli!..

Yerel seçimlere az kaldı. HDP var gücüyle bu seçimlere hazırlanıyor. Diktatörlük koşullarında Yerel Yönetimlerden kayyımları silip süpürmek ve daha çok belediyeyi kazanmak HDP’nin hedefi. Bu konuda birkaç kişisel düşünce dile getireceğim. Diktatörlük öncesinde Yerel Yönetimlerin kazanılması “demokratik özerkliği” inşa etmenin yollarından biriydi. Nisbi de olsa parlamenter demokrasi ve çözüm süreci koşullarında bu gerçekçi bir ihtimaldi. Ne ölçüde bu imkandan yararlandığı …

...

Top mermisine konmuş serçe ve savaşın sonucunu kınama

Dilimizde tüy bitti: Savaş var. Savaş ne demek? Savaş demek, iki birbirine düşman gücün, birbirini “nezaketle” öldürmesi demek değil. Acımasızca öldürmesi demek. Çıtkırıldım itiraz ediyor: “Acıyarak öldüremezler mi?” Erdoğan cevap veriyor: “Acırsak, acınacak oluruz.” Savaşta “acımak” yok, “merhamet” nanay. Eline silah aldın mı, ya sen öleceksin, ya da o. Çanakkale’de, Galiçya’da, Yemen’de, İstiklal Harbin’de savaşmış olan dedeme sormuştum: “İçinizde “casuslar …

...

Madem akıllanamıyoruz… Çare: Milletçe delirelim!

Bazı acayip işler oluyor. Erdoğan’ın seçim konuşmalarını izliyorum ve bir tuhaf oluyorum. Tuhaf oluşumu anlayasınız diye söyleyeyim: Ben ekrana gözlerim kaymış, suratım çarpılmış, acayip hareketler yaparak bakarken, torunum “anane dedem deliriyor” diye bağırarak odadan kaçtı. Artık adam “Zihni Sinir Projeleri”ne taş çıkartan laflar ediyor. “Yeni bir hikayesi kalmadı” diyenler halt etmiş. “Yeni hikayeleri” bildiğiniz gibi değil. Örneğin dolar fırlamış. Şirketler batıyor. Enflasyon …

...

Erdoğan’ı kim devirecekten çok Erdoğan’ın devrilmesi önemli!

Türk siyaseti öylesine sıkıştı ki, insan ünlü filmi hatırlamadan edemiyor: “Tabutta Rövaşata!” Seçime iki ay kalmış ve partiler tuhaf hareketler yapıyor. Son gelişme, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün adaylığı. Olacak mı, olmayacak mı bilmiyoruz. Ama bu adaylık gerçekleştiği zaman bilelim ki “erken seçim” kararının dayandığı bütün siyasi dengeler “tabutta rövaşato” atmış olur. Böyle bir “adaylık”, yekpare devlet çetesi karşısında kazanılması neredeyse …

...